Madımak’ta Yangın Hâlâ Sürüyor
…
Alevler giderek yükseliyor.
Herkes çığlık çığlığa can derdinde.
(Yazar) Lütfiye Aydın yangından kurtulmak için, eşi avukat Cafer Can Aydın’la birlikte kendini otelin apartman boşluğuna bırakıyor.
Dumandan göz gözü görmüyor. Bağırıyorlar. Bağırıyorlar.
Güçleri bitiyor. Dumandan zehirlenip bayılıyorlar…
İtfaiye araçları otele ulaşmak istiyor. Göstericiler, araçları tekerleklerinin önüne yatarak engellemek istiyor.
Polis havaya ateş açıyor.
Yangın söndürme çalışmaları nihayet başlayabiliyor. İtfaiye yangını söndürürken, otel boşluğunun üzerindeki camlar patlıyor; kızgın camlar, yerde baygın yatan Lütfiye Aydın’ın üzerine yağmur gibi yağıyor…
Gece 01:00
Yangın tamamen söndürülüyor.
Otelden 35 ölü çıkartılıyor.
Duvar dibinde olduğu için camların pek değmediği Cafer Can Aydın kendine gelir gibi oluyor. Güçlükle dışarı çıkıyor. Bir polis onu görüyor, şaşırıyor. “Başka yaşayanlar var mı? Diyor.
Eşi Lütfiye Aydın’ın adını söylüyor, bayılıyor.
Otel hâlâ tütüyor.
Ve otelden en son Lütfiye Aydın çıkartılıyor.
Polis Lütfiye Aydın’ın öldüğünü düşünüyor. Bir kamyonetin arkasına koyup, hastane morguna kaldırılıyor.
Cafer Can eşinin öldüğüne inanamıyor.
Sabaha karşı morga giriyor güç bela.
Doktordan rica ediyor; son kez bakması için. Doktor “sivri bir şey var mı” diye soruyor. Kalemini veriyor. Kalem Lütfiye Aydın’ın ayağına batırılıyor. Tepki veriyor; yaşıyor.
Aradan birkaç saniye geçiyor, Lütfiye Aydın sayıklıyor: “Ce…ce”
Eşi tamamlıyor: “Ceren… Ceren…”
Ceren kızlarının adı.
Cafer Can hem kızının adını “Ceren Ceren” diye tekrarlıyor, hem de hıçkıra hıçkıra ağlıyor.
Lütfiye Aydın kurtulmuştu. Ama bu kurtuluş onun için hiç de kolay olmayacaktı.
Lütfiye Aydın’ın vücudu ağır derecede yanıktı. Önce Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Yanık Bölümü’nde tedavi gördü. Sonra Ankara’daki Gülhane Askeri Akademisi (GATA) Yanık Merkezi’ne götürüldü.
Olaydan 3 gün sonra 5 Temmuz günü gözünü GATA Yanık Merkezi’nde açıyor. Ne güzel tesadüf; 5 Temmuz kızları Ceren’in doğum günüydü; 17’yi dolduruyordu.
O gün, 35 gün sürecek zorlu tedavi sürecine başlıyordu doktorlar. Ölü derileri tek tek soyuluyor. Yatağı bir küvet oluyor.
Konuşmakta zorlanıyor. En yakınlarını dahi tanıyamıyor.
Cumhuriyet Pazar bulmacası çözme alışkanlığı vardı. Hastanedeyken sürekli “bana bulmaca getirin” diyor. Nedense bir türlü getirilmiyor bulmaca. Sonunda bir gün getiriyorlar. Dünyalar onun oluyor. Kalemi eline alıyor ve öylece kala kalıyor. O da ne, harfler birbirine giriyor. Zorluyor, zorluyor, zorluyor; olmuyor. Okuyamıyor.
Gazeteyi neden getirmediklerini anlıyor.
Aylar sonra hastaneden taburcu oluyor.
Evine gelir gelmez, odasının pencerelerini kapattırıyor. Günlerce çıkmadan o karanlık odada tek başına yaşıyor.
Eşi ve kızının büyük çabalarıyla, günlerce verdikleri mücadele sonucunda hayata dönüyor.
Edebiyat öğretmeni, yazar Lütfiye Aydın, okuma yazmayı yeniden öğreniyor.
Zamanla, odasından, evinden çıkmaya başlıyor. Sokakta, haline bakıp soranlara, “trafik kazası geçirdim” diyor. Yalan söylemiyor aslında; çünkü öyle biliyor. Ne Sivas’ı, ne Madımak Oteli’ni ne de yangını hatırlıyor.
Bir gün odasından katıla katıla ağlama sesleri geliyor.
Anımsıyor, tüm olan biteni…
Hemen bir daktilo istiyor; yazmak istiyor. Yazarsa belki arkadaşlarını, gencecik çocukları geri getireceğini düşünüyor. Oturup yazmaya başlıyor. Sekiz saat sürüyor yazması; yarım sayfa ancak yazabiliyor.
Pes etmiyor, yazmayı bırakmıyor.
Lütfiye Aydın, bugün zor yazıyor ve güçlükle konuşuyor.
Onun için Madımak Yangını hâlâ sürüyor.
Ya sizin için?
Yalçın, Soner. “Siz Kimi Kandırıyorsunuz!” Doğan Yayıncılık: İstanbul. 2008.





Deliname | 2 Jul 2008 | Cevap Ver
Malesef kara lekelerden biri
geçmişimiz bu ve bunun gibi bir dolu seylerle dolu ” Utanç manzaraları”
Başbakan asılması
krizler
darbeler
uğur mumcular
madımaklar
hrant dinkler
saymakla bitmez sanırım…