“Hikayeler” Kategorisi İçin Arşiv


188630.jpgEfenim internette gezinirken bir oyuna rastladım. İstanbul Devlet Tiyatrosunun Ful Yaprakları oyunu ve bu oyunda geçen bir Pasaj var. Okudum ve çok ilgimi çekti bu pasaj. Sizlerle Paylaşmak istedim. Ayrıyetten bu oyun Türkiyede internet üzerinden yayınlanan ilk tiyatro oyunuymuş.
RICHARD - Ben Romeo’nun Jüliet’i tanıdığından daha fazla tanıyorum seni. Sen de beni. Juliet’in Romeo’yu, Ophelia’nın Hamlet’i, Eva Braun’un Hitler’i, Diana’nın Charles’ı tanıdığından daha fazla tanıyorsun. En azından onlardan daha çok sohbet ettik. Daha çok vakit geçirdik birlikte. Ve yakında sıra ölüme gelecek. Bütün aşıklar gibi. Aşkımızla ilgili yazılı bir belge olmayacak belki, ama ilgilenenler ilerde internet kayıtlarından bulabilirler bizim hikayemizi. Ve ben, iki sevgiliye yaraşan en güzel ölümü buldum. Anlatayım mı? Siyanür dolu bir küvete girmeliyiz önce… Ya da baldıran otu… Evet, bu daha iyi. Siyanür derimizden içeri girebilir. Ve de vaktinden önce öldürebilir bizi. En iyisi baldıran otuyla kaynatılmış köpüklü su. Üzerinde ful yaprakları. Binlerce yaprak. Önce o suya girip yıkanmalıyız… Saatlerce… Sadece dokunmalıyız birbirimize. Ellerimizle… Saçlarımızı okşamalıyız. Omuzlarımızı, göğüslerimizi, bacaklarımızı… Sonra çıkmalıyız köpüklerin ve ful yapraklarının arasından… Gözlerimiz kapalı, kokularımız ciğerlerimizde, tenimiz, terimiz ve baldıran otlu vücutlarımız birbirine karışmış, dakikalarca sevişmeliyiz. Wagner çalmalı odada. Faust bizi izlemeli perdenin kenarından, sessizce…Gerçek aşkları göze alamadık. Ölüme bile atlayamadık gerçek aşklarımız için. Oysa nedir ki ölüm? Hiç değilse düşlerimizdeki aşklar için yapmalıyız bunu. Yok olsak bile adresimiz belli olmalı bu saçma sapan boşlukta. Madonna ve Richard. Güneş sistemi… Mars… Kainat… Özel ulak.Gün ağırınca, önce kapıyı çalacaklar. Meraklılar. Sonra da kıracaklar kapıyı. Sonra da, ne yazık ki iki ayrı beden bulacaklar içerde. İki baş, dört kol, dört bacak ve birbirine sırtını dönmüş iki yürek.Ben şimdiye kadar hiçbir ölüme üzülmedim aslında. Ne bir savaş esirine, ne babama, ne de ful yapraklarına… Gülüp geçmedim belki ama hiç üzülmedim. Umursamadım. Ve de… Hep korktum ölümden. Çok düşündüm ölmeyi ama cesaret edemedim.Mars’a yollanacak olan kapsüle isimlerimizi yazdırdım bu sabah. Düşünsene, aşkımız tarihe geçecek. Adem’den beri hiçbir aşk bu kadar uzaklarda duyulmamış, hiçbir aşık böylesine bir gurur yaşamamıştır. Mars’a isimleri yazılan ilk bir milyon insan arasında biz de varız Madonna. Önce uzun bir süre boşlukta dolaşacak adlarımız, sonra da bambaşka bir gezegene düşecek. Ve insanlık kendini yok edinceye, kainat bir atom çekirdeği haline gelinceye kadar orda kalacağız. Sonsuzluğa kazınan kutsal bir aşk. Sen ve ben. Madonna ve Richard…

MADONNA
- ???

Tags: ,

Comments 4 Yorum Var »

Efenim kış darbe heyecanıyla geçti. Olcak dendi, e-muhtura dendi falan filan. Nette boş boş gezerken Cumhuriyet gazetesinin 12 Eylül 2000 tarihindeki haberine rastladım. Sayilarin dili diye buna denir, darbenin bilançosunu çok iyi bir şekilde anlatiyor.
-TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu.
-650 bin kişi gözaltına alındı.
-1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
-Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
-7 bin kişi için idam cezası istendi.
-517 kişiye idam cezası verildi.
-Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1′i Asala militanı).
-İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.
-71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
-98 bin 404 kişi ”örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.
Sayfanın Devamını Oku »

Comments Yorum yok »

10. Sınıf

İngilizce dersinde yanımda bir kız oturuyordu onun için ‘benim en iyi arkadaşım’
diyordum… ben onun ipek gibi saçlarınına bakıp onun benim
olmasını istiyordum… ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu
biliyordum, dersten sonra kalktı ve geçen gün sınıfta olmadığı için
günün notlarını istedi ona notları verirken bana teşekkür etti ve yanağımdan
öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok
seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum…

11. Sınıf

Telefonum çaldı, arayan oydu ve ağlıyordu bana aşkın nasıl kalbini kırdığını
anlattı, beni evine çağırdı, yalnız kalmak istemediğini söyledi,bende
tabiki gittim, koltuğa, onun yanına oturdum, güzel gözlerine bakmaya başladım ve
onun benim olmasını diledim, 2 saat sonra Drew Barrymore’un bir filmi başladı ve
onu izledik filmi izledikten sonra uyumaya karar verdi, bana herşey için
teşekkür etti ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak
istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum
nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum…
Sayfanın Devamını Oku »

Comments 4 Yorum Var »

20051106165549-alone.jpg
Kaç kere geldin hayatıma? Ve sonra kaç kere gittin? Ben durgun sularda yüzerken,sen çalkantılı bir denizdin.
Medcezirlerinle kumdan kalelerimi devirdin. Geldin gittin,geldim gittin…Söylesene canım,ben seni kaç kere sevdim?
“Seviyorum” cümlesi bile yetersiz kalır mı bir duyguyu anlatırken?
Hani laf cambazıydım ben,kelimelerimi yitirdim seni seyrederken…
Şimdi soruyorum…Madem ki gidecektin,niye geldin?
Madem ki beni hiç olmadığı kadar kimsesiz, öksüz, yetim bırakacaktı yokluğun,neden doldurdun hayatımdaki boşluğu?
Bıraksaydın yürek,içindeki koca delikle yaşamaya devam etseydi.
Alışmıştı ne de olsa….
İşin kötüsü, nice şairde sonradan ilhama dönüşen acılara da benzemiyor benimki.
Ne sadece gözlerin özlediğim, ne sadece ellerin, ne sadece kokun…Sensiz de yapabilirim sanıyordum ama yanılmış içim.
Daha gitmek için arkanı döner dönmez,her şeyini özledim…

Comments Yorum yok »

DASDAS

* Hayatınızda eksiklikleriniz, sahip olamadıklarınız üzerinde düşünün.
* Her zaman stresli olun.
* Kendinizi sürekli başkalarıyla karşılaştırın (Özellikle onların üstünlükleriyle).
* Daha fazlasını isteyin, elinizdekilerle yetinmeyin.
* Her şeyi üstünüze alının, her fırsatta insanlara kırılın.
* İşyerinizde, okulunuzda insanların size hiç saygı duymadıklarını varsayın ve bir önlem olarak siz de onlara hiç saygı duymayın.
* Olabildiğince az arkadaşa sahip olun.
* Olabildiğince az gülün, iyi bir neden olmadıkça asla…
* Her zaman ve her yerde olabildiğince her şeyden yakının.
* Yaşamınızda olabildiğince kararsızlık yaşayın.
* Ne kadar çirkin olduğunuzu düşünün.
* Kimseyi bağışlamayın, kendinizi bile.
* Olabildiğince az spor yapın, mümkünse hiç yapmayın.
* Doğadan mümkün olduğunca kaçıp, kendinizi kentin kalabalık sokaklarına atmaktan vazgeçmeyin.
Sayfanın Devamını Oku »

Comments 1 yorum Var »

Bir otobüs duraginda karsilasmislardi ilk kez…. Biri tipta okuyordu, öbürü
mimarlikta. O ilk karsilasmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha
karsilasabilmek için, hep ayni saatte, ayni duraktan, ayni otobüse bindiler.
Gençtiler, çok genç… Birbirileriyle konusacak cesareti bulmalari biraz
zaman aldi ama sonunda basardilar. Ikisi de her sabah otobüse bindikleri
semtte oturmuyorlardi aslinda. Delikanli arkadasinda kaldigi için o duraktan
binmisti otobüse, kiz ise ablasinda…. Sirf birbirilerini görebilmek için,
her sabah erkenden evlerinden çikip, sehrin öbür ucundaki o duraga, onlarin
duragina geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra…

Okullarini bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu…
Bazen issiz,bazen parasiz kaldilar ama öylesine siki kenetlenmisti ki
yürekleri ve elleri hiçbir seyi umursamadilar. Ayin sonunu zor
getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarinda da
hep mutluydular. Zaman asimina ugrayan, aliskanliklara yenik düsen, banka
hesabinda para kalmadigi için yada tam tersine o hesabi daha da kabarik hale
getirmek uguruna bitip-tükeniveren sevgilerden degildi onlarinki…
Günler günleri, yillar yillari kovaladikça sevgileri de büyüdü, büyüdü…
Tek eksikleri çocuklarinin olmamasiydi. Zorlu bir tedavi sürecine ragmen
çocuk sahibi olmayinca, “bütün mutluluklarin bizim olmasini beklemek,
bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarina. Çocuk yerine, sevgilerini
büyüttüler… “Senin için ölürüm” derdi kadin, simsiki sarilip adama ve
adam: “Hayir, ben senin için ölürüm” diye yanit verirdi hep…

Bazen eve geldiginde, aynanin üzerinde bir not görürdü kadin, “Bir tanem,
kütüphanenin ikinci rafina bak….” Kütüphanenin ikinci rafinda baska bir
not olurdu, “Mutfaktaki masanin üzerine bak ve seni çok sevdigimi sakin
unutma” Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notlari okuya
okuya kosturan kadin, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en
sevdigi çikolatalar, kimi zaman da pahali armaganlarla karsilasirdi..
Aldigi hediyenin ne oldugu önemli degildi zaten….
Sayfanın Devamını Oku »

Comments 6 Yorum Var »

Nereye gitsem yanımda götürüyorum sevgimi ve nefretimi…

Her sabah yeniden sayıyorum kaç gündür görüşmediğimizi. Rüyalarımda görüyorum
karşılaştığımız anı, başımı çeviriyorum, bulamıyorum söyleyeceğim kelimeyi…

Nefretimle uykuya dalıp ve sevgimle kalkıyorum. Her sabah yeni bir güne başlasam
da, sensiz yeni bir hayata başlayamıyorum…

Sabahları cebime koyup “iyi ki”lerimi, “keşke”lerimi, pişmanlıklarımı, çıkıyorum
yola, günün bir saatinde “keşke”lerimi alıyorum, başka bir saatinde “iyi
ki”lerimi yanıma…

Bir cebimde ise hasretin hala duruyor, yapacak hiçbir şey bulamayınca kalbim bu
yorgun kelimelerden medet umuyor…

Senden gittiğimde sadece yaralandım sandım, aslında ruhum bedenimden ayrılmış,
geriye kalan bir et parçasıymış anladım…

Artık kiminle konuşsam ruhum sendeki gibi havalanmıyor, bugün kiminle tanışsam
kalbim sendeki gibi atmıyor…

Yanımdan geçen herkese sen misin diye bakıyorum, seni gördüğüm anda başımı
çevirip kaçıyorum. Senden uzaklaşmak için sana doğru koşuyorum…

Bir gün ararsan, açmayacağım diye kendime sözler veriyorum, her telefon
çaldığında sen misin diye heyecanlanıyorum. Seni aramamayı cesaret sanıyorum,
aramak mı zor aramamak mı bilmiyorum…

Hiçbir gelen senin yerini doldurmuyormuş, hiçbir giden senin kadar
acıtmıyormuş…

Sensiz bir hayatta da mutluluk yokmuş aslında, yokluğunun acısı sevgimden
büyükmüş aslında….

Comments Yorum yok »

dışardan bakıldığında ne güzel görürüz başkalarının hayatlarını..yüzlerinde gülücük gördük mü mutlu sayarız onları..eğlenceli olmaları her gece o bar senin bu bar benim gezmeleri onlar hakkında mutlu olduklarını düşünmemize yeter..oysa birde her insanın kimseye söylemediği kendi içine attığı dertleri vardır..hiçmi bir derdiniz olmadı sakladığınız..birinin omzunda ağlamak yerine,gözyaşlarınızı geceleri gizlice yastığınıza akıttığınız..herşey dışardan görüldüğü gibi basitmi sanıyorsunuz?oysa bilmelisinizki bazen bazı gülücüklerin arkasında gözyaşları saklanır..bir kahkahanın içinde kimbilir nice çığlıkları,başkaldırışları,feryatları vardır ruhun ALLAHA karşı..bir palyanço gibi düşünün hayatı..sahneye çıktığınızda oradaki insanları eğlendirmelisiniz..göreviniz bu..kimseye derdinizi çaktırmadan kahkahalar attırmalısınız..sahneye çıkar herkesi güldürür,hatta kendinden geçirirsiniz..göreviniz biter..sahne arkasına geçtiğinizde ise yalnızsınızdır..ah o yalnızlık..!insanın kendiyle kaldığı vicdanının sesinin en net duyulduğu anlar..!aslında insanın hayatıda belirli sahnelerle dolu..her sahnede farklı bir rol..işte bu hayatın kuralı..belkide bize ALLAHIN bir oyunu!


siz,siz olun..insanların mutlu olduğunu anlamak için gülücüklerine değil..gözlerinin içine bakın!sözlerine değil..ses tonuna bakın!

Yonja dan Ey-Love Nickli Kişinin blogundan Alıntıdır.

Comments Yorum yok »

Harry Potter Estetik evden eve nakliyat Vwtr Temizlik Dantel evden eve nakliyat Sohbet evden eve nakliyat