Efenim internette gezinirken bir oyuna rastladım. İstanbul Devlet Tiyatrosunun Ful Yaprakları oyunu ve bu oyunda geçen bir Pasaj var. Okudum ve çok ilgimi çekti bu pasaj. Sizlerle Paylaşmak istedim. Ayrıyetten bu oyun Türkiyede internet üzerinden yayınlanan ilk tiyatro oyunuymuş.
RICHARD - Ben Romeo’nun Jüliet’i tanıdığından daha fazla tanıyorum seni. Sen de beni. Juliet’in Romeo’yu, Ophelia’nın Hamlet’i, Eva Braun’un Hitler’i, Diana’nın Charles’ı tanıdığından daha fazla tanıyorsun. En azından onlardan daha çok sohbet ettik. Daha çok vakit geçirdik birlikte. Ve yakında sıra ölüme gelecek. Bütün aşıklar gibi. Aşkımızla ilgili yazılı bir belge olmayacak belki, ama ilgilenenler ilerde internet kayıtlarından bulabilirler bizim hikayemizi. Ve ben, iki sevgiliye yaraşan en güzel ölümü buldum. Anlatayım mı? Siyanür dolu bir küvete girmeliyiz önce… Ya da baldıran otu… Evet, bu daha iyi. Siyanür derimizden içeri girebilir. Ve de vaktinden önce öldürebilir bizi. En iyisi baldıran otuyla kaynatılmış köpüklü su. Üzerinde ful yaprakları. Binlerce yaprak. Önce o suya girip yıkanmalıyız… Saatlerce… Sadece dokunmalıyız birbirimize. Ellerimizle… Saçlarımızı okşamalıyız. Omuzlarımızı, göğüslerimizi, bacaklarımızı… Sonra çıkmalıyız köpüklerin ve ful yapraklarının arasından… Gözlerimiz kapalı, kokularımız ciğerlerimizde, tenimiz, terimiz ve baldıran otlu vücutlarımız birbirine karışmış, dakikalarca sevişmeliyiz. Wagner çalmalı odada. Faust bizi izlemeli perdenin kenarından, sessizce…Gerçek aşkları göze alamadık. Ölüme bile atlayamadık gerçek aşklarımız için. Oysa nedir ki ölüm? Hiç değilse düşlerimizdeki aşklar için yapmalıyız bunu. Yok olsak bile adresimiz belli olmalı bu saçma sapan boşlukta. Madonna ve Richard. Güneş sistemi… Mars… Kainat… Özel ulak.Gün ağırınca, önce kapıyı çalacaklar. Meraklılar. Sonra da kıracaklar kapıyı. Sonra da, ne yazık ki iki ayrı beden bulacaklar içerde. İki baş, dört kol, dört bacak ve birbirine sırtını dönmüş iki yürek.Ben şimdiye kadar hiçbir ölüme üzülmedim aslında. Ne bir savaş esirine, ne babama, ne de ful yapraklarına… Gülüp geçmedim belki ama hiç üzülmedim. Umursamadım. Ve de… Hep korktum ölümden. Çok düşündüm ölmeyi ama cesaret edemedim.Mars’a yollanacak olan kapsüle isimlerimizi yazdırdım bu sabah. Düşünsene, aşkımız tarihe geçecek. Adem’den beri hiçbir aşk bu kadar uzaklarda duyulmamış, hiçbir aşık böylesine bir gurur yaşamamıştır. Mars’a isimleri yazılan ilk bir milyon insan arasında biz de varız Madonna. Önce uzun bir süre boşlukta dolaşacak adlarımız, sonra da bambaşka bir gezegene düşecek. Ve insanlık kendini yok edinceye, kainat bir atom çekirdeği haline gelinceye kadar orda kalacağız. Sonsuzluğa kazınan kutsal bir aşk. Sen ve ben. Madonna ve Richard…
MADONNA - ???
“Hikayeler” Kategorisi İçin ArşivEfenim kış darbe heyecanıyla geçti. Olcak dendi, e-muhtura dendi falan filan. Nette boş boş gezerken Cumhuriyet gazetesinin 12 Eylül 2000 tarihindeki haberine rastladım. Sayilarin dili diye buna denir, darbenin bilançosunu çok iyi bir şekilde anlatiyor. 10. Sınıf İngilizce dersinde yanımda bir kız oturuyordu onun için ‘benim en iyi arkadaşım’ 11. Sınıf Telefonum çaldı, arayan oydu ve ağlıyordu bana aşkın nasıl kalbini kırdığını ![]() Medcezirlerinle kumdan kalelerimi devirdin. Geldin gittin,geldim gittin…Söylesene canım,ben seni kaç kere sevdim? “Seviyorum” cümlesi bile yetersiz kalır mı bir duyguyu anlatırken? Hani laf cambazıydım ben,kelimelerimi yitirdim seni seyrederken… Şimdi soruyorum…Madem ki gidecektin,niye geldin? Madem ki beni hiç olmadığı kadar kimsesiz, öksüz, yetim bırakacaktı yokluğun,neden doldurdun hayatımdaki boşluğu? Bıraksaydın yürek,içindeki koca delikle yaşamaya devam etseydi. Alışmıştı ne de olsa…. İşin kötüsü, nice şairde sonradan ilhama dönüşen acılara da benzemiyor benimki. Ne sadece gözlerin özlediğim, ne sadece ellerin, ne sadece kokun…Sensiz de yapabilirim sanıyordum ama yanılmış içim. Daha gitmek için arkanı döner dönmez,her şeyini özledim… * Hayatınızda eksiklikleriniz, sahip olamadıklarınız üzerinde düşünün. * Her zaman stresli olun. * Kendinizi sürekli başkalarıyla karşılaştırın (Özellikle onların üstünlükleriyle). * Daha fazlasını isteyin, elinizdekilerle yetinmeyin. * Her şeyi üstünüze alının, her fırsatta insanlara kırılın. * İşyerinizde, okulunuzda insanların size hiç saygı duymadıklarını varsayın ve bir önlem olarak siz de onlara hiç saygı duymayın. * Olabildiğince az arkadaşa sahip olun. * Olabildiğince az gülün, iyi bir neden olmadıkça asla… * Her zaman ve her yerde olabildiğince her şeyden yakının. * Yaşamınızda olabildiğince kararsızlık yaşayın. * Ne kadar çirkin olduğunuzu düşünün. * Kimseyi bağışlamayın, kendinizi bile. * Olabildiğince az spor yapın, mümkünse hiç yapmayın. * Doğadan mümkün olduğunca kaçıp, kendinizi kentin kalabalık sokaklarına atmaktan vazgeçmeyin. Sayfanın Devamını Oku » Bir otobüs duraginda karsilasmislardi ilk kez…. Biri tipta okuyordu, öbürü Okullarini bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu… Bazen eve geldiginde, aynanin üzerinde bir not görürdü kadin, “Bir tanem, Nereye gitsem yanımda götürüyorum sevgimi ve nefretimi… Her sabah yeniden sayıyorum kaç gündür görüşmediğimizi. Rüyalarımda görüyorum Nefretimle uykuya dalıp ve sevgimle kalkıyorum. Her sabah yeni bir güne başlasam Sabahları cebime koyup “iyi ki”lerimi, “keşke”lerimi, pişmanlıklarımı, çıkıyorum Bir cebimde ise hasretin hala duruyor, yapacak hiçbir şey bulamayınca kalbim bu Senden gittiğimde sadece yaralandım sandım, aslında ruhum bedenimden ayrılmış, Artık kiminle konuşsam ruhum sendeki gibi havalanmıyor, bugün kiminle tanışsam Yanımdan geçen herkese sen misin diye bakıyorum, seni gördüğüm anda başımı Bir gün ararsan, açmayacağım diye kendime sözler veriyorum, her telefon Hiçbir gelen senin yerini doldurmuyormuş, hiçbir giden senin kadar Sensiz bir hayatta da mutluluk yokmuş aslında, yokluğunun acısı sevgimden
dışardan bakıldığında ne güzel görürüz başkalarının hayatlarını..yüzlerinde gülücük gördük mü mutlu sayarız onları..eğlenceli olmaları her gece o bar senin bu bar benim gezmeleri onlar hakkında mutlu olduklarını düşünmemize yeter..oysa birde her insanın kimseye söylemediği kendi içine attığı dertleri vardır..hiçmi bir derdiniz olmadı sakladığınız..birinin omzunda ağlamak yerine,gözyaşlarınızı geceleri gizlice yastığınıza akıttığınız..herşey dışardan görüldüğü gibi basitmi sanıyorsunuz?oysa bilmelisinizki bazen bazı gülücüklerin arkasında gözyaşları saklanır..bir kahkahanın içinde kimbilir nice çığlıkları,başkaldırışları,feryatları vardır ruhun ALLAHA karşı..bir palyanço gibi düşünün hayatı..sahneye çıktığınızda oradaki insanları eğlendirmelisiniz..göreviniz bu..kimseye derdinizi çaktırmadan kahkahalar attırmalısınız..sahneye çıkar herkesi güldürür,hatta kendinden geçirirsiniz..göreviniz biter..sahne arkasına geçtiğinizde ise yalnızsınızdır..ah o yalnızlık..!insanın kendiyle kaldığı vicdanının sesinin en net duyulduğu anlar..!aslında insanın hayatıda belirli sahnelerle dolu..her sahnede farklı bir rol..işte bu hayatın kuralı..belkide bize ALLAHIN bir oyunu!
|
|







Yazılar(RSS)