Çok uzun zamandır takipçisi olduğum mizahcı Cihan Demirci nin Blogunda yazdığı yazıyısizlerle paylaşmak istiyorum. Çok doğru ve içten geldi bana. Ayrıca Bekir Çoşkunun Bugünkü yazısınıda okumanızı öneririm.

Ama kovmadan önce bana, bu denli zengin bir mizah malzemesi bulabileceğim, üstelik insanına bu denli baskı yapmayan, onu bu denli yorup, perişan etmeyen, özgür ve çağdaş bir ülke ayarlayın lütfen. Çünkü ben bunu beceremem. Yurt dışında ne başkalarının paralarıyla okumuşluğum vardır, ne de sırtı kalın dostlarım bulunur. Hatta zamanında oralarda kaldığım ve elime fırsatlar da geçtiği halde, oraların imkanlarını tepip, gene de bu topraklara dönmüşlüğüm bulunur. Bu topraklara değildir isyanım, o toprakların üstünü yaşanmaz bir hale getirenleredir. Bu ülkenin çok kazığını yesem de, çok acısını çeksem de, ülke olmasa da “ilke” sahibi olduğum için çoğu zaman görmezden gelinsem de, ona herhangi bir zarar vermişliğim de bulunmaz. Örneğin bugüne dek hiç kimseye “Ya sev, ya terk et” demişliğim yoktur. Faşizmden nefret ederim. Bana şöyle adam gibi yönetilen, abuk-subuk lafların havada uçuşmadığı, akla ziyan hareketlerin günde bin kez yaşanmadığı, insan onuruna sahip çıkan, yazarının-çizerinin üzerinde baskı kurulmayan, adam gibi bir ülke bulun da, ben de gideyim buralardan… Siz de rahat edin, ben de…
Mizahçı olduğum için zaten bu ülkede “azınlık” olduğumu hissettim hep. Ne anlamda azınlıksın derseniz, söyleyeyim; dürüst, namuslu, samimi, ilkeli, sözünü kimseden esirgemeyen bir kalem olarak azınlığım bu topraklarda… Bunu yıllardır biliyorum… Bu toprakların hakimi olanların benim gibi kalemleri istemediği artık çok açık… O yüzden damlardayım ya zaten epeyce bir süredir. O dam senin, bu dam benim dolanıp duruyorum… Aşağıların çok hoyrat, çok aşağılık hale gelmesi yüzünden kendimi damlara atıp da “Damdaki Mizahçı” olmamın başkaca bir nedeni yoktur… Belli ki bizler çok ama çok azınlık, sizler ise çok ama çoğunluksunuz artık bu topraklarda… Sizler arttıkça artıyor, bizler ise azaldıkça azalıyoruz bu topraklarda… O yüzden kurudu, o yüzden çatladıya zaten onca toprak… Kendi gibi olmayanları arasında istemeyen bir ÇOĞUNLUK hakim artık bu coğrafyaya!.. Bunu sürekli belli ediyorsunuz. Sürekli başımıza kakıyorsunuz. Sizin gibi düşünmeyeni kovmak en büyük eyleminiz… Sizin elinizde tutulan bir kafesin kuşu olacağıma, açın şu kafesimi de gideyim…Kalan ömrümü daha düzgün yerlerde bitireyim…Ama dediğim gibi bana bu denli zengin bir mizah malzemesi bulabileceğim, üstelik insanına bu denli baskı yapmayan, onu bu denli yorup, perişan etmeyen özgür ve çağdaş bir ülke ayarlayın. Bu tür ülkelerden pek anlamadığınızı biliyorum, o yüzden işim epeyce zor olacak belli ki…
Benim gibi başka insanlar da çıksın ve “BENİ DE KOVUN, EY BAŞBAKAN” desin diye yazdım bu yazıyı… Bekir Coşkun’un bu ülkede yaşadığı o korkunç yalnızlığın ortağı olduğum için yazdım bu yazıyı… Bakalım bu sesime eklenen yeni sesler çıkacak mı?.. Birbirini hep yanlış anlayan bir toplum olduğumuz için bakın bu sözlerim yanlış anlaşılmasın, birileri kovacağı için gideceğimiz yok bu ülkeden. Sadece durumun vahametine dikkat çekmektir derdimiz. Gelinen vaziyet o kadar vahimdir ki, bu sadece ülke boşluğuna atılmış insani bir çığlıktır… Benim ki belki de kovulacak insan sayısını ortaya çıkarmak, şu ülkede kaç kişiyiz kovulması gereken, onu bir görebilmek… Gerisi kovmayı düşünenlere kalmış… Bilmem anlatabildim mi?..
DAMDAKİ MİZAHÇI Cihan Demirci
Beyn sayesinde mime dönüşmüş bu yazı. Bende ortada bırakıyorum. Kendini azınlık hissedenler böyle düşünenler ekleyebilir bloguna.
22 Ağustos 2007 | 20:36
http://beyn.org/mimlerim/beni-de-kovun-ey-basbakan/
Mim dalgasına çevirdim sende de görünce
22 Ağustos 2007 | 20:38
Muhteşem bir yazı olmuş gerçekten.
22 Ağustos 2007 | 21:49
mim e dönüşmüş. bende ortaya bıraktım. isteyen koysun
23 Ağustos 2007 | 03:35
Şöyle bir bakayım dedim sayfa sayfa mim heryerde. Ben bu konuya son verdim. 8 ayrı pas geldi yazdım ama pas atmadım malum içimiz dışımız mim oldu site konsepti dışına çıkar olduk. Hem bu mim olayını yabancılar başlattı ve ayda bir mim ne bu böyle cılkını çıkardık hemen. Kimse alınmasın darılmasın ama herkezde aynı konularına farklı görüşler iyi güzel de arkadaşlar sizler doğaçlama yazılar yazınca inanın bizler bunları okumaktan daha çok zevk alıyoruz
25 Ağustos 2007 | 20:30
Başbakan savunma yapınca saldırıya geç!Yazıklar olsun bekir coşkun gibi sözde gazetecilere!Size sormak gerekir sen neden fransız olan karını alıp ta fransaya gitmiyorsun!Fransaya git orada ermeni kardeşlerine yardımcı ol,işte seçilecek cumhurbaşkanı da nasıl olsa senin cumhurbaşkanın olmayacak!
sarhoş fransız cumhur başkanı senin cumhurbaşkanın olur.
25 Ağustos 2007 | 21:45
başbakan savunma yapmamıştır. bu ülkeden bekir çoşkunu kovmuştur. bekir çoşkun nasıl bir insan olursa olsun bir başbakan kimseye öyle bir şey söylemez. söylersede kendi seviyesini belli eder ki bunu belli etmesinede gerek yok kanımca. Bence bu ülkenin daha fazla bekir çoşkunlara, emin çölaşanlara ihtiyacı var.
27 Ağustos 2007 | 01:11
ben de yok rumuzlu arkada$ıma katılıyorum eheheh bilen bilir, akp’liyim
neyse $aka bir yana;
ba$bakan diye tabir ettiğimiz bir zat-ı muhteremin -savunma yaptığını dü$ünmüyorum ama hadi diyeLim yaptı- savunması, bir vatanda$ına çek git demek oLmamalıdır. bu savunmadan çok bir saldırı, provokatif bir sözcük gibi gelmiyor mu kulağa? hele ki “demokrasi” ya da “uzLa$ma” diye tutturan 1 adet bo$abakan, ay aman pardon, ba$bakan için?
haa $u da yaLnı$; mustafa baLbay, cüneyt arcayürek, hikmet çetinkaya bas bas insanlara bu tehLikeyi söylediler, resmen kör gözüne parmağım yaptıLar. ama $imdi mi geLdi insanların akıllarına bir emin çöla$an, bir bekir co$kun? bunu da sorgulamak gerekir diye dü$ünüyorum.
efenim neyse, konu siyaset olunca kendimi kaptırdım =) özetLe, co$kun da çöla$an da cumhuriyet’e geçsin, ben de her zaman okuduğum gazetemi daha bir zevkle okuyayım =)
30 Ağustos 2007 | 23:49
Sen çekip gitmek nedir bilir misin Bekir Amca?
Sen çekip gitmek nedir bilir misin Bekir Amca?
SENAİ DEMİRCİ
Geçmiş zamanlardı, Bekir Amca. Nazenin genç kızlar yurtlarından çekip gitmek zorunda kaldılar. İstemeye istemeye. Ayaklarını sürüyerek gittiler. Analarını son defa koklayarak. Çekip gittiler. Babalarına bir daha sarılamama korkusuna sarılıp gittiler.
Genceciktiler. Kelebek gibiydi kalpleri. Al aldı yanakları. Moldova’ya gittiler, meselâ. Dillerini anlamayan ve dinlerini bilmeyen adamlardan medet umdular.. Romanya’ya uçtular. Hollanda’da hasret çektiler. Orta Asya’nın demir perde artığı soğuk ve suskun şehirlerine çekildiler. Viyana’ya çekip gittiler. Niye mi? Dillerini bilen, dinlerini bilen, Bekir Coşkun amcaları gibi taze mısır ekmeğinin mis gibi kokusunu seven büyüklerinden, kırılgan hayallerine analık etmelerini bekledikleri kadınlardan, tazecik umutlarına babalık etmelerini umdukları adamlardan çektiler. Varlıkları, yere göğe sığmayan bir ayıpmış gibi sınıftan uzaklaştırıldılar. Sınavdan kovuldular. Umutlarını nokta nokta dizmeye hazırlandıkları kurşun kalemlerini gözyaşları içinde çektiler kâğıttan. Başları önde, çekip gittiler.
Çekip gitmesini bildi o incecik kızlar. Rantiye hesaplarının üzerine perde olarak çekilen laik-Müslüman çekişmesinin gerilimini 13-14 yaşlarındaki dal gibi kızların saçlarının ucuna bağladılar. Kızlar da “Bana mısın!” demediler, çektiler. Çekip gittiler. İhale takipçilerinin aç gözlerine sürme yaptığı “irtica geliyor!” tehditlerinin kapkara dehşetini 17’lik kızların omuzlarına yıktılar. Kaçmadı kızlar. Kaçamadılar. Çaresiz, çektiler. Ağlayacak gibi olsalar da, belli etmediler. Boylarını aşan hıçkırıklarını içlerine çekip gittiler.
Bazıları, okul kapısında bir kuytuya çekildi. İlk defa ulu orta. İlk defa herkesin göreceği yerde. Ak duvağının arkasına koymak üzere cevher gibi sarıp sarmaladığı saçlarını yağmalatırcasına. Sadece helâlinin bakışına sakladığı zülüflerini çamura yatırırcasına. Her defasında ilk defa yapıyormuşçasına gibi ezilerek. Utanarak. Çekinerek. Sıkılarak. Yutkunarak. Ağlayarak. Ağlamıyormuş gibi yaparak, başından örtüsünü çekti. Çekip gitti sınıfa. Bazıları da elini eteğini çekip gitti. Okuma hayallerini kirli bir mendil gibi katlayıp, köşelerine çekildiler. Şimdi, ülkenin aydınları olarak çıkacakları üniversite kapılarının önünden, başını örterse, kızını nerede okutacağını kara kara düşünen “oku(tul)mamış ev hanımları” olarak iç çeke çeke geçiyorlar. Yaralı geçmişlerini, ezilmiş gençliklerini hatırlıyorlar: Arkadaşlarının yanında aşağılanmışlardı, utandırılmışlardı. Kardeşçe sarmaş dolaş oldukları, sırdaş edindikleri başı açık arkadaşlarıyla aralarına s/ağır mı s/ağır setler çekmişlerdi. Başı açık olanlar da çekmişti. Onları da utandırmışlardı. Yanı başından kaldırılan arkadaşının ardından sınavı terk etme “delikanlılığı” ile sınavı verip okulu bitirme “pısırıklığı” arasında, vicdanları yalım yapalak bir oraya bir buraya çekilmişti. Okul kapısında bekletilen “kanka”larının yüzüne bakamadan, kendilerini en çetin hesaplara çekip de gitmişlerdi amfiye.
Kimisi hazırlık sınıfına başlayamadan. Kimisi diplomasına birkaç ay kala. Çekip gitmişti. Bekir amcalarının güzelce tarif ettiği o yeri, kendisi ya da eşi başörtülü ya da başörtüsüz olsa da, kendisi ya da anası/kızı/kız kardeşi çarşaflı yahut dekolte olsa da, “her insanın asla kovulamayacağı, kovuldukça kalacağı, gönderilmek istendikçe yerleşeceği, atıldıkça geleceği” o yeri arayıp durdular. Her defasında, karşılarında, “kamusal alan” uydurması etrafına çekilmiş dikenli teller buldular. Ülkelerinin orta yerinde, habire genişletilen ve nerede kardeşlik umudu varsa üzerine sünger çeken o dikenli tellerde kanadı hayalleri.
Dün ben de çekip gittim. Kamusal alandan rahmetsel alana attım kendimi. Medine’deyim. Başını örteni de, örtemeyeni de, örtmek istemeyeni de, örteni istemeyeni de huzuruna alan Muhammed-i Emin’in [asm] huzurundayım. Kin ve nefret çöllerinden kardeşlik vahaları yeşerten Sevgili’nin yurdundayım. Çekip gelse, Bekir Coşkun’u da R. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül kadar sımsıkı kucaklayacakları, kırk yıllık dost gibi ağırlayacakları, teklifsiz sofraya buyur edecekleri yer burası. Çekip gitmiş kızların, kendilerine çektiren büyüklerini görecek olsalar, ömürlerinde görmedikleri içten bir sevgiyle, her şeyi unutarak kucaklayacakları yer burası. Kardeşler arasına ayrıkotları dikenlerin ayakları altına gül dikenlerin bağı burası. Misilleme, rövanş ve intikam duygusunu yanağında serinleten O Gül’ün [asm] gülüşleri çoğalttığı yer burası. İstanbul’un sokaklarına serin huzurların taştığı pınar başı burası. Ankara’da komşuyu komşuya sevdiren sırrın doğum yeri burası. Bekir’i, Abdullah’ı, Tayyip’i birbirine kardeş yapan muhabbetin mayalandığı yer burası. Benim ülkemi de baştan başa dost sıcağıyla ısıtan Muhammedî medeniyet güneşinin doğduğu yer burası.
02 Eylül 2007 | 17:41
seçilmiş bir cumhurbaşkanına benim cumhurbaşkanim olamaz demek terbiyesizliktir..Oy vermeyebilirsin ,eleştirebilirsin,kizabilirsin eğer seçilmişse o senin cumhurbaşkanındır bekir çoşkun gibiler halka saygi duymayi öğrenmeli..
02 Eylül 2007 | 18:53
İmece blog sahibi kişisi, demagojide ustayız bakıyorum.
Benim cumhurbaşkanim olamaz demek terbiyesizliktir, ama “beğenmeyen vatandaşlıktan çıkar” demek ultra şirin ve saygı taşan bir ifadedir, değil mi? “Bekir çoşkun gibiler halka saygi duymayi öğrenmeli” de demişsin. Sence “Benim cumhurbaşkanım değil” demek mi “halka” saygısızlıktır, yoksa “beğenmeyen vatandaşlıktan çıkar” demek mi “HALKA” saygısızlıktır?
Neyse, her ihtimalde yorumumu anlaman amacıyla senin saygı değerlerine dayanarak, saygı ve saygısızlığı dengeleyen, ilk yarısı saygısız Bekir Coşkun ifadesinden, ikinci yarısı ise süpersonik başbakanımızın saygı dolu ifadesinden oluşan cümlemi kurmak istiyorum:
Adını vermek istemeyen anonim İmece Blog sahibi kişisi;
Ne Fethullah Gül – aman pardon Abdullah gül benim cumhurbaşkanım, ne de Tayyip Erdoğan benim başbakanım; eğer düşüncemi beğenmiyorsan vatandaşlıktan çık!
02 Eylül 2007 | 20:24
Birincisi Barış Ünver zeki çocuk taklidi yapmayı bırak..
İkincisi kelime oyunlarıyla hiç bir yere varamazsın..
üçüncü ise Başbakanı, hangi organından dinliyosun anlamadım..Beğenmiyorsa demedi seçildikten sonra Cumhurbaşkanım olamaz dediği için kapiyi gösterdi Bekir denen şahısa..
bu arada 22 temmuz günü korkalardan siyaset yapma geleneğinin sona erdiğini düşünmüştüm sanirim hala devam ediyo..
02 Eylül 2007 | 20:26
pardon Barış Üngör kişisi
02 Eylül 2007 | 20:43
ne tip adin varmiş ya sAYIN Barlas Üngör bu son
02 Eylül 2007 | 20:50
Ahahahahaha, ehaehehahaehaeha yardın.
İmece blog sahibi kişi, ananı al git buradan yavrum. Yallah. Süpersonik başbakanımızın laflarını evirip çevirip doğru göstermeye çalışman çocukça olmuş, düşmemen adına yapma. Öptüm baay.
02 Eylül 2007 | 20:59
Ya sizi siraylami verdiler Baris Unver ,Barlas Üngör…
Baris ünver sen gerzekmisin tipinmi öyle gösteriyo..Hakaret olayina girme ben kralini yaparim beyinsiz herif..
02 Eylül 2007 | 21:49
Arkadaşlar lütfen daha saygılı olalım.
02 Eylül 2007 | 23:50
Aynen ya, ben hakaret etmedim ki? Pek sayın süpersonik başbakanımızın bir lafını alıntıladım, başka bir şey değil. Üzülüyorum.
03 Eylül 2007 | 00:22
üzülme barış ya. biz azınlığız unutma
03 Eylül 2007 | 00:38
Alişkom biliyorsun yorumlarına üyeyim neler oluyor beyler genç beyinler. Kendinizi şu fani dünyada sıkmayın ne olur. Gerek yok germeye ve gerilmeye. Madem demokrasi var herkes istediğini izler beğenir sever sevmez. Hadi cıvıl cıvıl yazılar yazın da içimiz açılsın. Birer zeytin dalı uzatın birbirinize.. Ve ayıp falan değil çok da fifi deyin gülün geçin herşeye inat hayata karşı sevdiklerimiz ve sevmediklerimizle beraber şu güzel yaz akşamının tadını çıkarın.
Hepinizi sevgi ile kucaklıyorum ve allah allah diyorum tatil yaradı mı ne bana. Sevgi kelebeği gördüm kendimi birazcııkk
03 Eylül 2007 | 00:54
eheh eda abla tam onu yazcaktim haa tatil yaramiş yazcaktim sen yazmişsin